Eğitimle Hayata Tutunmak: 24 Ocak Uluslararası Eğitim Günü

Eğitim yalnızca bir okuldan değil, bir annenin “yarın”ı hayal ederken içine sığdırdığı umutlardan başlar. İşte Visem Hanım için eğitim, vazgeçmemek üzerine kurulu; hayata sımsıkı sarılmanın sessiz ama en güçlü ifadesiydi.

Suriye’de iç savaş başladığında Visem Hanım yalnızca beş çocuk annesi değildi; aynı zamanda kendi eğitimi yarım kalmış bir genç kadındı. Üniversiteye hazırlanıyor, İngilizce öğretmeni olmayı hayal ediyordu. Savaş, şehirlerle birlikte bu hayali de yarım bıraktı ve her şeye veda etmek zorunda kaldı. 2013 yılında güvenli ve umut dolu bir hayat için Türkiye’ye geldiğinde, hayatını çocuklarıyla birlikte yeniden kurmaya başladı. Kendi yarım kalan yolunu çocuklarının tamamlamasını istiyordu. Bu yüzden onun gözünde diploma bir unvan değil, bir kadının ve bir çocuğun hayattaki en büyük güvencesi, en sağlam dayanağıydı. 

Visem Hanım’ın en büyük kızı Fatma bugün lise sıralarında. Ömer mesleki eğitim alıyor. Ahmet ortaokul çağında. Şam ilkokulda; derslerindeki başarısı ve sorumluluk duygusuyla sınıf başkanı seçildi. En küçüğü Rim ise okula yeni başlamanın heyecanını yaşıyor. Her biri onun için ayrı bir emek, ayrı bir umut.

Bir anne, isterse aynı zamanda iyi bir öğretmene de dönüşebilir. 

İlk yıllar kalabalık evlerde geçti; paylaşılan mutfaklar, tek banyoya sığdırılan hayatlar oldu. Ama Visem Hanım için asıl mesele hiç değişmedi. Bunu kendi sözleriyle şöyle anlatıyor: “Suriye’den Türkiye’ye geliş amacımız, çocuklarımızın hayata eğitimle tutunabilmesine imkân sağlamaktı. Her sabah uyandığımda şunu düşünüyorum: Onlar benim çocuklarım. Onlara elimden geceğince en iyi hayatı yaşatmak istiyorum. Bunun yolu da eğitimden geçiyor.”

Türkçeyi yeterince bilmiyordu; yeni bir ülkede yolları adım adım keşfediyordu. Ama vazgeçmedi. Çocuklarının eğitimden kopmaması için, önce kelimelere dokundu; Türkçeyi öğrenmeye başladı. Halk eğitim merkezinde Türkçe kursuna yazıldı. Öğrendiği harfleri akşam eve geldiğinde çocuklarına anlattı. Günleri, ayları, mevsimleri birlikte ezberlediler. Her şey bazen aynı hızla yolunda gitmeyebilir. Zamanla imkânsızlıklar arttı. Otobüs parası bulunamadı, servis ücreti karşılanamadı. Ve en çok da okul forması… Bu yalnızca maddi bir eksiklik değildi. Çocuklarının arkadaşları arasında kendilerini eksik hissetmeleri, başlarını öne eğmeleri Visem Hanım’ı derinden yaralıyordu. Okula gidememek kadar, o mahcubiyet duygusu da ağırdı. Bir anne için çocuğunun onurunu koruyamamak, içinde kopan ama kimseye gösterilemeyen bir fırtınaya dönüşür. Visem Hanım o fırtınayı sessizce kalbinde taşıdı.

Ömer kendi imkânlarıyla kurduğu bu küçük tamir atölyesi, öğrenmeye duyduğu isteğin hiç azalmadığını gösteriyordu.

Bozulan Bir Zilden Geleceğe Açılan Yol

İşte o belki de en karamsar günlerde, Visem Hanım evde bir şeyi fark etti. Ailenin ikinci çocuğu olan Ömer, evdeki eşyaları söküp takıyordu. Pervaneleri, prizleri, zili… Bu bir oyun değildi. Okuldan uzak kaldığı günlerde merakını doyurabilmek için bozulan eşyalarla ilgileniyor, nasıl çalıştıklarını anlamaya çalışıyordu. Kendi imkânlarıyla kurduğu bu küçük tamir atölyesi, öğrenmeye duyduğu isteğin hiç azalmadığını gösteriyordu.Visem Hanım, oğlunu sessizce izlerken elinin ne kadar yatkın olduğunu fark etti; ısrarla deniyor, vazgeçmiyordu. 

Sosyal Gelişim ve Dayanışma Derneği (SGDD-ASAM) ile yolları kesiştiğinde hikâyenin yönü değişti. SGDD-ASAM’ın eğitim programı sayesinde Ömer’in okula kaydı yapıldı. 

Visem Hanım bu süreci şöyle anlatıyor: “SGDD-ASAM’daki çalışanlarla birlikte çocuğumun kaydını meslek lisesine yaptırdık. Türkçem yetersiz olduğu için sağlık raporundan kayıt işlemlerine kadar her aşamada yanımda oldular; bazen dilim oldular, bazen elim. Kendimi çok yorgun hissettiğim bir dönemde, SGDD-ASAM sayesinde yeniden hayata tutunduk. Hiçbir zaman beni yalnız bırakmadılar.” 

Visem Hanım için bu sadece bir kayıt değildi. Bu, oğlunun geleceğine yeniden açılan bir kapıydı ve kendisi için de “yalnız değilim” demekti. Bugün Ömer okulda öğrendiklerini evde uyguluyor ve hayalini kendi sözleriyle anlatıyor: “Yeni şeyler öğrenmeyi çok seviyorum. Bozulan bir şeyi yeniden çalışır hâle getirmek beni mutlu ediyor. İnternetten videolar izliyorum. Bir priz ya da pervane fark etmiyor. Okula başladığımda gördüm ki çok daha önemli bilgileri okulda öğreneceğim. Önce elektrikçi olmak istiyordum, şimdi ise elektrik bölümünde öğretmen olup başka çocukları eğitmek istiyorum. Başkalarının hayatlarına eğitim yoluyla dokunmak, onların yolunu açmak demek.” Ömer’in bu sözleri, bir annenin yıllardır vazgeçmeden yürüdüğü yolun küçük ama güçlü bir işaretiydi. 24 Ocak Uluslararası Eğitim Günü’nde bu hikâye bize şunu bir kez daha hatırlatıyor: Eğitim, bir çocuğun hayatına dokunduğunda yalnızca onun değil, bir ailenin ve bir toplumun geleceğini de aydınlatır.