Resim Yaparken Dünyayı Kalbimden Geçtiği Gibi Çiziyorum

Muzaffer Akpınar Vakfı (MAV) ile Sosyal Gelişim ve Dayanışma Derneği (SGDD-ASAM) iş birliğiyle Hatay İSO Konteyner Kent’te yürütülen “Oyunla Büyüyorum” projesinde çocuklar, oyunla kendilerini daha rahat ifade etmeyi öğreniyor.

Konteynerlerin arasında yükselen çocuk sesleri, bu alana hayatın en canlı halini taşıyor. Bu küçük alanlarda çocuklar sadece oyun oynamıyor; yeniden birbirlerine alışıyor, hayata karışıyor. Bir oyuncağı ya da bir gülümsemeyi paylaşırken, çocuk olmanın o kendine has telaşını yaşıyorlar. Onlar neşeyle koşturdukça, o neşe etraflarındaki herkese bulaşıyor.

Bu çocuklardan biri de Ramazan. İlk başta kalabalık içinde kendini ifade etmekte zorlanan Ramazan, katıldığı oturumlar sayesinde artık çok daha rahat iletişim kurabildiğini anlatıyor. “Eskiden biraz çekiniyordum,”  “ama şimdi hem arkadaşlarımla hem de öğretmenlerimle daha rahat iletişim kurabiliyorum.”diyor.

Ramazan en çok resim yapmayı seviyor. Eline aldığı her boya kalemiyle kendi dünyasını yeniden kuruyor. Kağıdın köşesine yerleştirdiği parlak bir güneş, yanına çizdiği rengârenk evler ve geniş bir gökyüzü… “Resim yaparken dünyayı kalbimden geçtiği gibi çiziyorum,” diyor.

Ramazan’ın annesi Emine Hanım, 35 yaşında ve üç çocuk annesi. Depremde annesini, babasını ve kardeşini kaybetmesine rağmen, hayatını çocuklarıyla birlikte yeniden kurmaya çalışan güçlü bir anne. Eşinden ayrıldıktan sonra tüm sorumluluğu tek başına üstlenen Emine Hanım, babasından kalan emekli maaşıyla yaşamını sürdürürken, çocukları için daha iyi bir gelecek kurma umudunu hiç kaybetmiyor. Tüm zorluklara rağmen, her yeni güne çocuklarıyla birlikte yeniden başlama gücünü içinde taşıyor.

Emine hanım, proje ile tanıştıktan sonra hem çocuklarında hem de kendisinde bir değişim olduğunu anlatıyor. Çocuklarının artık daha sakin, daha paylaşımcı ve birbirlerine karşı daha anlayışlı olduklarını söylüyor. “Eskiden kendimi çok yalnız hissediyordum. Şimdi yalnız olmadığımı biliyorum,” diyor. Katıldığı olumlu ebeveyn oturumları, anne-çocuk etkinlikleri ve 8 Mart Dünya Kadınlar Günü kapsamında düzenlenen buluşmaların kendisine de iyi geldiğini ifade ediyor.

Projenin saha çalışanları, çocuklardaki bu değişimi yakından izliyor.
Ramazan’ın ilk geldiği günlerdeki sessizliğini hatırlıyorlar. Zamanla o sessizliğin yerini, arkadaşlarıyla kurduğu bağlar ve daha özgüvenli bir merakın aldığını anlatıyorlar. Artık yalnızca oyunlara dahil olan değil aynı zamanda oyun kuran, paylaşan ve kendini daha rahat ifade eden bir çocuk olduğunu söylüyorlar. Bu değişimin, günlük ilişkilerine de yansıdığını ekliyorlar.

“Okul bitince benim için ayrı bir heyecan başlıyor”

Okulumu ve arkadaşlarımı çok seviyorum,” diyor Ramazan. “Ama okul bitince benim için ayrı bir heyecan başlıyor.” Çünkü günün en sevdiği zamanlardan biri, konteyner kentte etkinliklere katıldığı o an.

Proje kapsamındaki bu buluşmalarda çocuklar; stres ve öfkeyi yönetmeyi ve baş etme yöntemlerini, akran zorbalığını, mahremiyeti ve duygularını tanımayı öğreniyor. Ama bunu bir ders gibi değil, oyunların içinde deneyimliyorlar.

“Burada sadece ben değil, tüm arkadaşlarım da çok mutlu,” diyor Ramazan. Gözlerindeki parıltı, kelimelerinden daha hızlı anlatıyor sevincini. “Hem öğreniyoruz hem de birlikte oyun oynuyoruz.”

Aslında Ramazan’ın hissettikleri, dudaklarından dökülenlerin çok daha ötesinde. O, içindeki bu kocaman dünyayı bir kâğıda sığdırmış. Elinde özenle boyadığı, üzerine MAV ve SGDD-ASAM logolarını iliştirdiği o resim duruyor. Etrafına çizdiği rengârenk kalplerin içine ise projede her gün kendisine sevgiyle bakan SGDD-ASAM ekibinin isimlerini tek tek, heyecanla yerleştirmiş. En altına düştüğü o küçük not ise kalbindeki en saf itiraf: “I love you.”

Onun bu resmi sadece bir çizim değil; yeniden hissettiği o sarsılmaz güvenin, kurduğu görünmez bağların ve ruhundaki o sıcak duygunun sessiz bir yansıması gibi.

Ve belki de Ramazan’nın hikayesini en iyi anlatan an, ona “Burasını üç kelimeyle özetlesen ne dersin?” diye sorduğumuzda geliyor.

Yüzünde kocaman bir tebessümle, kalbinin en derininden gelen o üç kelimeyi söylüyor:
“Sevgi, saygı ve mutluluk.”
Bizlere heyecanla göstediği o resim, aslında bu üç kelimenin en sade ve en güzel karşılığı olduğunu kanıtlıyor.