Dünya üzerinde milyonlarca insan, kendi seçmediği savaşların, çatışmaların ve krizlerin gölgesinde evini terk etmek zorunda kalıyor. BM Mülteci Örgütü güncel verilerine göre dünyada 120 milyonun üzerinde kişi zorla yerinden edilmiş durumda. Bu büyük rakamların ardında ise tek tek insanlar, aileler ve çocuklar var.
Geride bırakılan evler… Yarım kalan okullar… Bilinmezliğe açılan yollar… Ve bütün bu zorlukların içinde kaybolmasına izin verilmemesi gereken çocukluklar…
20 Haziran Dünya Mülteciler Günü, çoğu zaman rakamlarla anlatılan bu büyük insan hikâyesinin ardındaki yüzleri hatırlamak için önemli bir gün. Liberya kökenli Kanadalı futbolcu Alphonso Davies’in hikâyesi de bu yüzlerden biri.
Mülteci Kampında Başlayan Bir Hayat
Bugün dünyanın en iyi sol beklerinden biri olarak gösterilen Davies, 2000 yılında Gana’daki Buduburam Mülteci Kampı’nda dünyaya geldi. Ailesi, Liberya’daki iç savaştan kaçarak bu kampa sığınmıştı. O yıllarda hayal kurmak değil, hayatta kalabilmekti öncelik.
Annesi Victoria Davies, o belirsizlik dolu günleri anlatırken, “İmkânlarımız çok kısıtlıydı, yarının bize ne getireceğini bilemiyorduk. Alphonso’ya her sarıldığımda içimden hep aynı duayı ediyordum: ‘Lütfen bu çocuğa büyümesi, çocukluğunu yaşayabilmesi için güvenli bir kapı aç’” diyor. Babası Debeah Davies için ise tek bir amaç vardı: “Çocuklarımıza güvenli bir gelecek sunabilmek. Evimizi geride bırakıp yollara düştük çünkü başka çaremiz kalmamıştı. Sığındığımız kamptaki hayat kolay değildi; her gün temel ihtiyaçlarımıza ulaşmak için büyük bir mücadele veriyorduk. Ama pes etmedik.”
Davies henüz beş yaşındayken aile Kanada’ya yerleştirildi. Ancak yeni bir ülkeye ulaşmak, bütün zorlukların bittiği anlamına gelmiyordu. Yeni bir dil öğrenmek, yeni bir kültüre uyum sağlamak ve yeni arkadaşlar edinmek gerekiyordu.
Göç eden birçok ailede olduğu gibi çocuklar bu sürecin en önemli parçalarından biri hâline geldi. Çocuklar yeni dili çoğu zaman ebeveynlerinden daha hızlı öğreniyor; okulda, hastanede, sokakta ve günlük yaşamda aileleriyle yeni hayat arasında görünmez bir dil köprüsü kuruyordu. Alphonso da bu çocuklardan biriydi.
Kanada’da ailesi hayatını yeniden kurmaya çalışırken anne ve babası uzun saatler çalıştı. Babası bir tavuk fabrikasında, annesi ise temizlik işlerinde çalışıyordu. Alphonso ise küçük yaşta hem yeni ülkesine uyum sağlamaya çalışıyor hem de kardeşleriyle ilgileniyordu.
Onun çocukluğunda futbol, sadece bir oyun değildi. Bazen evdeki sorumluluklardan sonra nefes alabildiği bir alandı. Bazen dilini tam bilmediği bir ülkede kendini ifade edebilmenin yolu. Bazen de “Ben de buraya aitim” diyebilmenin sessiz hâliydi.
Bir topun peşinden koşarken kelimeler eksik kalsa da oyun devam ediyordu. Sahada herkes aynı dili konuşuyordu. Davies, o günleri aktarırken saha içindeki o sessiz aidiyet duygusunu şöyle özetliyor: “Okula başladığımda dil bilmiyordum, kimseyle konuşamıyordum. Ama ne zaman ki ayağıma bir futbol topu değdi; işte o an her şey değişti. Saha, benim kendimi güvende hissettiğim, kelimelere ihtiyaç duymadan ‘Ben de sizden biriyim’ diyebildiğim tek yerdi. Futbol benim dilimdi.”
Futbolla Açılan Yeni Bir Yol
Davies’in yeteneği kısa sürede fark edildi. Kanada’da futbol altyapısında yükseldi, genç yaşta profesyonel oldu ve ardından dünyanın en büyük kulüplerinden Bayern Münih’in kapıları ona açıldı. Bir zamanlar mülteci kampında doğan o çocuk, bugün Kanada Milli Takımı’nın kaptanı olarak ev sahibi olduğu 2026 FIFA Dünya Kupası’nda ülkesini temsil ediyor.
Davies bugün yalnızca bir futbolcu değil. BM Mülteci Örgütü Küresel İyi Niyet Elçisi olarak mülteci çocukların sesi olmaya çalışıyor. Üstelik bu unvanı alan ilk futbolcu ve ilk Kanadalı olması, onun hikâyesini daha da özel kılıyor. Bir mülteci kampında başlayan hayat yolculuğunu unutmadan, bugün başka çocukların da güvenliğe, eğitime ve fırsatlara erişebilmesi için çağrıda bulunuyor.
Davies, mülteci çocuklara yönelik çağrılarından birinde şu ifadeleri kullanmıştı: “Bir mülteci olarak nereden geldiğinizi seçemezsiniz. Ancak size inanan biri olursa, nereye gideceğinizi seçebilirsiniz. Bana bir şans verildi ve ben de bu şans sayesinde dünyaya neler başarabileceğimi gösterdim. Bugün milyonlarca mülteci çocuk yalnızca böyle bir fırsat bekliyor.”
20 Haziran Dünya Mülteciler Günü, yalnızca geride bırakılan hayatları değil; yeniden kurulan hayatları da hatırlama günüdür. Çünkü bazen bir çocuğun ihtiyacı olan şey sadece güvenli bir ortam, eğitim fırsatı ve kendisine inanacak birkaç kişidir. Geri kalanını ise hayalleri tamamlar.
İşte o hayallerin yarıda kalmaması, çocukların geleceğe güvenle bakabilmesi için onlara inanacak ve destek olacak kurumsal ellerin varlığı büyük önem taşıyor. Çünkü her çocuğun hikâyesi, doğru zamanda uzatılan bir destek eliyle bambaşka bir yöne evrilebilir.
Sosyal Gelişim ve Dayanışma Derneği (SGDD-ASAM) 30 yılı aşkın süredir sahada yürüttüğü çalışmalarla; zorla yerinden edilmiş kişilerin güvenliğe, korumaya, eğitime, sosyal desteğe ve yeni bir başlangıca erişebilmesi için çalışıyor. Biliyoruz ki desteklenen her çocuğun, her gencin ve her bireyin içinde keşfedilmeyi bekleyen özel bir hikâye var. Tıpkı Alphonso Davies’in hikâyesinde olduğu gibi… Çünkü her çocuk, nerede doğarsa doğsun, önce çocuk olmayı, güvenle büyümeyi ve kendi geleceğini kurabilmeyi hak eder.