Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte evin içinde tatlı bir telaş başlıyor. Okula hazırlanan çocukların sesleri, mutfaktan gelen tabak tıkırtıları, bir odadan ötekine yetişen küçük adımlar… Leyla bazen durup sadece bu sesleri dinliyor. En sevdiği şarkı çaldığında eşlik ettiği bir melodi gibi…
O seslerin arasında, büyüyünce mühendis olup bir gün depremin yıkamadığı evler tasarlamanın hayaliyle büyüyen 13 yaşındaki Mina da var. Bu hayal, o evin diğer neşeli seslerine karışıyor. Bu seslerin her biri, birbirine umutla sımsıkı bağlanmış bir hayatın parçası. Leyla’nın üçü erkek, ikisi kız beş çocuğu var. Ailenin geçimini inşaat işçisi olan eşi sağlıyor.
Leyla ve ailesinin hikâyesi 2015 yılında Suriye’den Hatay’a gelmeleriyle başladı. Yanlarında çok az eşya vardı ama çocukları için kurmak istedikleri hayat güçlüydü. Yeni bir ülkede yaşamanın zorluklarını, dili bilmeden ayakta kalmaya çalışmayı ve geçim sıkıntısını adım adım yaşayarak öğrendiler.
“Başlarda kendimizi anlatamamak büyük bir yüktü,” diyor Leyla. “Ancak çocuklar okula gidince işler değişti. Onlar öğrendi, biz onlardan öğrendik. Okuldan eve taşıdıkları her kelimeyle, evin içinde yeni bir dil de kurduğumuz bu hayatın parçası oldu.”
Tam her şey biraz daha düzene girerken, 6 Şubat depremleri bu kez hayatlarını başka bir yerden sarstı. Aile bir süre kendi imkânlarıyla çadırda kaldı. Ardından konteyner kente yerleşti. O dönem kolay değildi. Ama Leyla için önemli olan, çocuklarının yanında kalabilmek ve onları yeniden günlük hayatın içine döndürebilmekti.
Konteyner kent sürecinin ardından aile kiralık ev aramaya başladı. Tam da bu aşamada, Save the Children Türkiye ve Sosyal Gelişim ve Dayanışma Derneği (SGDD-ASAM) iş birliğiyle hayata geçirilen proje kapsamında sağlanan nakit desteği, bu geçişi mümkün kıldı.

Leyla o süreci şöyle anlatıyor: “Konteyner kentlerden çıkış sürecinin başlayacağını duyunca ev bakmaya başladık. O sırada aldığımız maddi destek bizim için hiç unutamayacağımız bir nefes oldu. Borçlarımızı kapattık, bu bizim için çok büyük bir yüktü. Sonra eve çıktık. Depremde eşyalarımızın çoğu kullanılamaz hale gelmişti, bu destekle ev için gerekli eşyaları da alabildik. Çocuklarımızın eğitimi bizim için çok önemli. Proje ile tanışmamız, sadece bugünümüzü değil, geleceğe dair kurduğumuz hedefleri de güçlendirdi. Artık çocukların okul kıyafetleri var, okula giderken yüzleri gülüyor. Eğitimlerine daha rahat odaklanabiliyorlar. Onların iyi bir meslek sahibi olması, en büyük hayalim.”
Bugün Leyla için en büyük mutluluk, çocuklarını her sabah okula hazırlamak. Kıyafetlerini giyip çantalarını alarak evden çıkan çocuklarını izlemek, ona bütün yorgunluğun içinde güç veriyor.
Bu evin en canlı seslerinden biri de 13 yaşındaki Mina. Ortaokula devam eden Mina, büyüdüğünde inşaat mühendisi olmak istiyor. Depremden sonra bu hayal onun için daha da anlamlı hale gelmiş. “Depremin yıkamadığı evler yapmak istiyorum,” diyor.
Ama onun kurduğu hayal, sadece bir meslekten ibaret değil; yaşananları unutmadan, daha güvenli bir gelecek kurmakla ilgili. Bu hayali sadece kendisi için değil, herkes için kurduğunu söylüyor. Mina, bunun yolunun eğitimden geçtiğini biliyor. Okuluna devam edebilmenin ve eğitim materyallerine erişimin onun için ne kadar önemli olduğunu sık sık dile getiriyor. Bu yüzden aldığı desteklerin, sadece bugününü değil, kurmak istediği geleceği de mümkün kıldığını söylüyor.
Bugün Hatay’daki bu evde yalnızca bir yaşam sürmüyor; adım adım yeni bir düzen kuruluyor. Leyla’nın çocukları için istediği şeyler aslında çok temel ama bir o kadar da önemli: Güvende olmaları, eğitimlerine devam etmeleri ve kendi yollarını çizebilmeleri.
Umut, çoğu zaman büyük kelimelerin ötesinde, sabah evden taşan o çocuk seslerinde saklıdır. Ve bazen o seslerin arasından yükselen tek bir hayal, yarını bugünden daha aydınlık kılmaya yeter.