“Kim Hasta Olduğumu Söyledi, Ben Çoktan İyileştim”

Meryem’in, kaygıyla başlayan ve güvene uzanan yolculuğu.

“Bilmediğim bir ülke, bilmediğim bir dil ve tanımadığım insanlar… Türkiye’ye ilk geldiğimde en büyük üç kaygım buydu.”

Her şey, o kaygıların içinde, üç çocuğuyla birlikte yeni bir hayata tutunmaya çalıştığı günlerde başladı.

Meryem, 2013 yılında Suriye’den Türkiye’ye geldiğinde 30 yaşındaydı. Bugün 43 yaşında. Türkiye’ye ilk geldiklerinde, eşi ve üç çocuğuyla birlikte, birbirine sıkıca tutunan bir aile ve yeniden kurmaya çalıştıkları bir hayat vardı.

İlk durakları Malatya oldu. Eşi, o günden bu yana pek çok farklı işte çalışarak aileyi ayakta tutmaya çalıştı. Ancak en büyük zorluklarından biri dildi. Yeni bir ülkede, kendini anlatmak bile başlı başına bir zorluktu.

Ailenin bugün 21 yaşında olan kızı Rim o günleri gülerek anlatıyor: “Annem ve babam Türkçe öğrenmeye çalışırken biz kardeşimle okulda çok hızlı öğrendik. Hatta bazen evde kendi aramızda kimse anlamasın diye Türkçe konuşuyorduk… sanki gizli bir dilimiz varmış gibi. O zamanlar Türkçe sadece bir dil değil, bizim kendimize ait küçük dünyamız gibiydi.”

Türkçe, önce onların arasında küçük bir sırdı. Zamanla ise bu yeni hayatın kapılarını açan bir anahtara dönüştü. Yeni bir ülke, yeni bir dil ve yeni bir hayat… Hepsi zamanla yerini alışkanlıklara, kurulan bağlara ve birlikte geçirilen anlara bıraktı.

Bir Merkez, Bir Dönüm Noktası

Meryem’in hayatındaki en önemli dönüm noktalarından biri ise en küçük oğlu Ömer için destek aradığı bir gün başladı. O gün, Sosyal Gelişim ve Dayanışma Derneği (SGDD-ASAM) Ankara Toplum Merkezi ile tanıştı. Başta sadece bir danışmanlık için gittiği merkez, zamanla hayatının en önemli parçasına dönüştü.

“Oraya gittikçe daha çok zaman geçirmeye başladım. Hem çalışanları hem de orada tanıştığım arkadaşlarım sayesinde kendime yeni bir dünya kurdum.”

Merkezle tanıştığı ilk yıl, 23 Nisan Çocuk Bayramı etkinliğine davet edildi. Rim ile birlikte binlerce çocuğun buluştuğu bu kutlamaya katıldılar. O gün, hafızalarında iz bırakan, dönüp dönüp hatırladıkları anlardan biri oldu.

“Çocuklar için kutlanan bir bayram olması beni çok etkiledi.” diyor Meryem.Rim ise hâlâ o günü unutamıyor ve ekliyor: “O gün alandaki tüm oyuncaklarla defalarca oynadım. Hissettiğim mutluluğu tarif etmekte hâlâ güçlük çekiyorum.”

Merkez, Rim’in hayatında yalnızca yeni alanlar değil, kendini daha iyi ifade edebileceği bir ortam da yarattı. SGDD-ASAM ile tanıştıktan sonra hayatı yalnızca değişmedi, aynı zamanda zenginleşti. Çocuk korosunda yer aldı, her hafta düzenli çalışmalara katıldı. Konservatuvar hocalarından gitar ve ritim dersleri aldı. “Şarkı söylemek beni çok mutlu ediyor, kendimi en iyi o anlarda ifade edebiliyorum.”

Zamanla bu yolculuk Meryem için bambaşka bir noktaya evrildi. Bir zamanlar destek alan bir danışanken, SGDD-ASAM bünyesinde bir dönem etkinlik kolaylaştırıcı ve tercüman olarak görev aldı. “Destek aldığım bir yerden, insanlara destek verdiğim bir hayatın parçası olmak benim için tarifsiz bir mutluluktu.”

Bugün Ankara Toplum Merkezi, yalnızca bir merkez değil; ailenin hayatında güvenle anılan bir yer.

Meryem bunu en çok küçük oğlu Muhammed’de görüyor: “Hastalandığında hiçbir şey yapmak istemiyor ama ertesi gün merkezde etkinlik olduğunu duyunca ‘Kim hasta olduğumu söyledi, ben çoktan iyileştim’ diyerek kıyafetlerini özenle seçiyor. Onun o enerjisini görmek her şeye değer.”

Bir zamanlar belirsizliğin içinde, kalbinde taşıdığı üç kaygıyla çıktığı bu yolculuk, bugün yerini bambaşka duygulara bıraktı. Meryem şimdi geriye dönüp baktığında, yaşadığı tüm değişimi üç kelimeyle anlatıyor:

 “Güven, arkadaşlık ve mutluluk.”